Yönetici Söyleşileri

Prof. Dr. Mustafa Kandemir ile Söyleşi

 Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı

Prof. Dr. Mustafa Kandemir ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi


 

Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Kandemir Hocamız ile Türkiye’de matematik eğitimi, eğitim fakülteleri, matematik öğretme-öğrenmedeki sorunlar ve çözümleri üzerine çok verimli bir röportaj gerçekleştirdik. Eleştiri ve önerilerin yoğun olduğu sohbetimizi sevgili Apsistek okurları ile paylaşıyor bir kere daha hocamıza bu keyifli ve öğretici röportaj için teşekkür ediyoruz.

” Eğitim fakültelerinin öğrencilerine bu güne kadar demişiz ki kardeşim sen öğretmen olacaksın çok fazla matematik bilmene gerek yok. Onlarda, bu şekil ile matematikçi olamıyor. Fen fakültesi öğrencisi de ya öğrenci almıyor ya da alsa bile 300 bininci sıradan öğrencileri alıyor. Bu öğrencilerle de açık söylemek gerekirse matematik yapma şansınız yok.” Diyen Sayın Hocamız ile gerçekleştirdiğimiz röportajın tam metni aşağıdadır. Faydalanmanız ümidi ile iyi okumalar dileriz.

Kendinizi ve Amasya eğitim fakültesini tanıtır mısınız?

Adım Mustafa Kandemir Amasya Eğitim Fakültesi dekanıyım. Ben Amasya eğitim fakültesine 92 yılının başında göreve başladım. O gün bugündür de fakültede çeşitli unvanlarda çalıştım. Kısmet oldu eğitim fakültesinin dekanlığını yapıyorum. Tabii ben başladığımda öğretim görevlisi olarak başladım araştırma görevlisi değildim. Yüksek lisans doktora hep dışa giderek yaptım. Mesela yüksek lisansa Ankara’ya gittim geldim. Doktora da Samsun’a gittim geldim. Böyle zor süreçler atlattım. Bugün de işte nereden nereye diyeceksiniz Yüksek lisansı da doktorayı da biz yaptırabiliyoruz. Her iki fakültede hem Eğitim fakültesinde hem fen fakültesinde öğrenci alma imkânımız var. Doçentlik alanım uygulama alalım matematik olduğu için teorik alanlı çoğunlukla fen edebiyat menşeili çocukları alıp onlarla yüksek lisans çalışıyoruz ama eğitim fakültesinden de öğrencilerimiz var matematik eğitimi adına çalışmalar yapıyoruz. Şimdi Amasya eğitim fakültesine kısaca bir tanıtmam gerekirse Amasya Eğitim Fakültesi 1964 yılına dayanan bir bek raundu var. Kız Öğretmen Okulu ile başlamış daha sonra eğitim enstitüsü daha sonra Eğitim Yüksek Okulu Daha sonra da 92 de burası Eğitim Fakültesi oldu. Önceden Eğitim Yüksek Okuluyken sadece sınıf öğretmenliği olan bir yüksekokul o zaman Samsun’a bağlıyız haliyle Samsun’a bağlı bir Yüksekokulu. Eğitim Fakültesi olunca da 92 de gene Samsun’a bağlı bir fakülte Tabii fakülte olunca sınıf öğretmenliği 4 yıl oldu. Diğer bölümler açıldı matematik fizik kimya biyoloji tarih edebiyat bölümleri açıldı. Bir müddet o bölümlerde öğrenci yetiştir dikten sonra 2000li yılların başlarında işte ilköğretim ortaöğretime dönüşme süreci yaşadı fakülteler ondan sonra burası İlköğretim. Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü oldu. İlköğretim Bölümü içerisinde sınıf öğretmenliği matematik sosyal bilgiler fen okul öncesi gibi bölümler. Bazı bölümlerde kendi halinde Türkçe Eğitimi bölümü, Beden Eğitimi Bölümü, Eğitim Bilimleri Bölümü onlar da kendine yani öyle bölümlerle başladı.Şu anda 7 tane bölüm var 10 tane anabilim dalı var 2600 civarında öğrencimiz var tabii daha önceden gece de vardı ikinci öğretim de vardı o zaman öğrencimiz daha kalabalıktı ama şimdi sadece birinciöğretim yapıyoruz. 7Bölüm 10 tane anabilim dalı 115 tane Öğretim elemanı ile birlikte hâlihazırda biz Eğitim fakültesinde öğretmen yetiştirme görevimizi sürdürüyoruz. Tabii biz eğitim denilince eğitimdeki aksaklıklar özellikle akla gelince veya konuşulup tartışılırken ilk önce öğretmen akla geliyor. Gerçi eğitimin iyileşmesinde ya da eğitimin olgunlaşmasında ya da gelişmesinde öğretmen tek bir bileşen değil haliyle eğitim sadece öğretmene bağlı değil eğitimin bileşenleri, öğretmen bir bileşenidir, öğrenci bileşenidir, sınıf bileşenidir ve müfredat bileşenidir. Yani eğitim bu 4 tane bileşene bağlı bir geometrik Yapı gibi düşünürseniz bu bileşenleri kuvvetli olması lazım ki eğitim güçlü ve görkemli bir geometrik yapıya sahip olsun. Bize düşen de burada bu bileşenlerden bize verilen görev öğretmen bileşenli güçlendirmektir. Biz de bunun farkında olarak Diyoruz ki öğretmenlerimiz güçlü olduğu sürece hem pedagojik anlamda hem akademik anlamda hem kültürel anlamda hem sosyal anlamda bunu öğrencisine yansıtacaktır.Dolayısıyla öğrenci bileşeninde bir tarafı kuvvetlenmeye öğretmen kaynaklı kuvvetlenmeye başlayacak. Tabii öğrenci bileşenli kuvvetlendirmek sadece öğretmenin şeyinde değil yetmiyor çünkü bunun aile tarafı var okul tarafı var Sokak var Cadde var yani yaşadığı toplum var. Öğretmenin her şeye gücü yetmeyebilir. Çünkü öğretmen sadece öğrencisine sınıfta sahip çıkabiliyor. Okulun dışında sahip çıkma veya yönetme ya da yönlendirme şansı yok. Öğretmen bu dediğimiz bazlarda yetişirse sınıf içerisinde kontrol etme, iyi bir sınıf hâkimiyeti. Ders hâkimiyeti olursa sınıf hâkimiyeti olur diye düşünüyorum. Akademik Hâkimiyet sosyal Hâkimiyet ile sağlanır diye düşünüyorum. Efendim müfredat da çok önemli derslerin saatinden tutumda içeriği ne kadar. Mesela bir matematik kitabı düşünün ki: Efendim orta 2 de bir matematik kitabı ama orta 2’ye ağır bir kitap. Öğretmende bunu öğretmeye çalışıyor. Çocuk bunu kaldıramaz ki. Müfredatında ders kaynaklarının da çocuğun seviyesine göre alabilme gücüne göre kapasitesine göre belirlenmesi lazım Bu 4 tane bileşen pozitif anlamda güçlendirilirse arttırılırsa Ben inanıyorum ki eğitimde ciddi anlamda bir ivme kazanacaktır. Bizim Amasya eğitim fakültemiz çok ciddi bir bek raundu olan ve güçlü bir fakülte çok yönlü bir fakülte merkezde bir fakülte.Fakültenin eski bir fakülte olması nedeniyle hocaların Çoğunluğu da burada alan hocasıdır. Eğitim öğretim anlamında çok iyi bir fakülteyiz. Öğrenci profilimiz haliyle bütün üniversiteler de olduğu gibi değişiyor. 

Türkiye’de matematik öğrenme ve öğretme seviyeleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Dünya standartlarının neresindeyiz?

Şimdi sadece matematik açısından bakacağım kısımlarda var. Efendim bir temel bilimler açısından bakacağım kısımlarda var. Matematikte elbetteki zorlandığımız aşikâr. ÖSYM’nin sınavlarına baktığımızda ortalamamız üç olmuş, üç küsur. Böyle bir sıkıntımız var. Bu bir gerçek.Matematikte Türkiye’nin gündeminde Sıkıntısı olan bir ders. İki kısımda bakmak lazım matematiğe bir ortaöğretim bir Yükseköğretim. Ortaöğretimde Tabii aşamalı ilkokul ortaokul lise. Yani ilkokul ortaokul şöyle böyle gidiyor orada çok fazla müdahale edecek ya da matematiğe sahip çıkılacak bir konu ortamı fazla yok yani konular itibariyle öğretmenlerin eli rahattır. Ama lisede öyle değil. Lise de sıkıntı şu, matematikte bazı kavramlar verilirken tanımlanmadan ya da tanımlanamadan verilmekte. Şimdi tanımlamadığınız ya da tanımlayamadığınız bir kavramı öğretemezsiniz. Yani Matematikte hangi kavram olursa olsun o temellendirilmezse nedeni ortaya konulmazsa bu öğrenilmez. Matematikte şu yoktur: Biraz öğrendim. Biraz öğrendim diye bir şey yoktur matematikte. Ya öğrenilmiştir ya da öğrenilememiştir bunun arasında bir öğrenme şekli yoktur. Efendim matematik formül de değildir Sadece. Matematik dünyada veya kâinatta hareketli veya statik olan her bir şeyin fiziksel uygulaması yapıldıktan sonra modellenerek ortaya matematiksel bir formül çıkar. O zaman bundan şu çıkıyor: matematik kâinatın dilidir, matematiğin kendine has bir dili var zaten. Matematik kendisi Uluslararası bir dildir, anadili olarak anlaşamadığımız birisi ile matematik olarak anlaşabilirsiniz. Yani matematiksel bir ifade hiçbir ana dili kelimesi kullanmadan tahtayı yazsanız karşınızdaki o kadar matematik biliyorsa Ne demek istediğinizi anlar soru sorsanız anlar cevap verseniz gene anlar matematik Uluslararası bir dil kendi dili var alfabesi var. Dolayısıyla Kendisi de aynı zamanda kâinatı okuyan bir bilim dalı çünkü fiziksel olarak herhangi bir olayı yorumlayıp matematiksel olarak uygulamanın dediğini yaparsanız karşınıza bir matematik formülü çıkacaktır.O zaman formüller, Elbette ki matematik ama matematik öğrenmek demek bu formülleri ezberlemek demek olmuyor. Biz biraz da orada sıkıntı çekiyoruz.Mesela matematikte trigonometrik formüller ya da türev formülleri ya da integral formülleri... İyi de bunları öğrenci hangi birini ezberleyecek? Hangi konumda Neyi bilecek?Hangi formül uygulayacağını bilecek? Bir sürü kafa karışıklığı olmuş oluyor.O yüzden bu konuların öğretilmesi söz konusu olamaz.Tanımlanmadığı sürece teorisi kurulmadığı sürece matematiksel bir kavram anlaşılamaz. E lise öğrencisine de Siz bu teoriyi kurabilir misiniz?Kuramazsınız. Efendim limitin türevi tanımını verip de, bir metrik uzay kavramı tanımını verip de oradan efendim Ökliduzaylarındaki tanımı da budur diyerek çocuğa verme şansınız yok. Yoksa öğrenme şansı da yoktur. Efendim soruyu yapıyor. Soruyu yapması bunu öğrenmesi anlamına gelmez. Bir formüle dayalı soru verilmişse o soruyu kim olsa yapar. Bunun için okul okumaya gerek yok. Herhangi bir kişiyi de çağırın deyin ki; kardeşim bakın, bir örnek gösterin, şu türev bu şekilde alınıyor,sen de bu şekilde al bakalım de alır. Çünkü bir örnek var ortada ezbere dayalı ama örnek demek konunun teorisi tanımı anlamına gelmemektedir. 

Matematiği günlük hayata dâhil etmek ve okullarda daha sevilir daha aranır bir ders olması için ne yapılabilir?

Bu çoklukla sorulan bir soru matematik ne işe yarar, matematik günlük hayatta nedir? Nasıl kullanılır? Aslında matematikten ayrı yaşamıyoruz ki yani Dünyamız matematik. Şu anda ben matematik yapıyorum mesela sizinle. Nasıl matematik yapıyorum? Benim kafamda şu anda 29 tane harf var ezberlenmiş vaziyette. Siz bana soru soruyorsunuz ben cevaplayacağım. Şimdi Kafamdaki o 29 harften bazılarını yan yana getiriyorum bir kelime oluşturuyorum, o kelimeler yan yana geliyor bir cümle oluşuyor. O cümle benim ağzından dökülüyor size de yansıyor. Sizde bu bir etki yapıyor. Yani hareketlerinizden, mimiklerinizden. Olumlu ya da olumsuz. Eğer hoşunuza giden bir cümle ise tebessüm ediyorsunuz, biraz sert bir cümlesi hoşunuza gitmeyen bir cümlesi kaşlarınız çatılıyor. Bu sefer burada bir fonksiyonel olay var zaten. Benden size bir fonksiyon var. Bu fonksiyon Bendeki harfleri alıyor bakın Siz de bir etki tepki haline getiriyor. Her zaman bu var. Kendi kendimize de yemek yerken de bir fonksiyonel olay yapıyoruz aslında. Yürürken bir yerden bir yere giderken yaklaşırken Mesela ben buradan kapıya gitmek istesem, yavaş yavaş birer adım, nokta nokta esasında yaklaşıyorum. Yaklaşmaktan kasıt bir limit olayının gerçekleşmesi yani. Tabii bu limit olayının gerçekleşmesi için de yol ve araç olayının olması lazım. Yol olmasını sağlayan yığılma noktası olmasıdır. Araçta uzaklık fonksiyonu adına kullandığım adımlarımdır. Buna daha değişik örnekler verilebilir. Efendim yaşadığımız ortam zaten bir geometrik ortamda, üç boyutlu ortam. Matematiğin içinde yaşıyoruz. Bugün bütün canlılarda organlarının, uzuvlarının, kollarının, parmaklarının, alın burun oranlamasında Altın Oran diye bir oran vardır. İnsanın tamamı altın oran. İnsanın içinde içsel matematik vardır. Bu anlamda bakıldığında Biz zaten matematiğim içerisindeyiz hep matematik yapıyoruz bunun farkında olmak lazım. Ama herkesin yüksek seviyelerde matematik bilmesine gerek yok, herkese göre matematik var. Çünkü matematik sadece tek bir olgu değil, her seviyede herkese göre matematik vardır.Matematik zengindir Çünkü kâinatın dilidir her bir Hareketli bir estetik olayı değerlendirip formüle edebilecek güce sahip. Yani bildiklerinizin ötesinde çok acayip bir matematik bilimi vardır. Onun hepsini bilme şansımız yok.

Matematik ortaöğretim düzeyinde korkulan, mesafeli durulan bir derstir.Bunu nasıl değiştirebiliriz?

Matematiğin hassasiyetleri var şimdi matematik yanlışı kabul etmediği için korkuyoruz. Biraz toleranslı olsa korkmayız. Matematikte hayatımızda kullandığımız bir sürü nokta tipleri var mesela kritik nokta diyebiliriz. Hayatımda bugün bu nokta bir kritik gündür. Niye? Çünkü bir misafir arkadaşımız geldi ve ben ona röportaj verdim veya ekonomik anlamda kritik bir gün. Sıklıkla kullanmışızdır. Dönüm noktası, bu lafı da sıklıkla kullanırız. Bakın Bunlar hayattan matematiğe matematikten bize geçen kavramlar. Her nokta kritik nokta olur mu Ya da her nokta dönüm noktası mıdır? Bunların tanımını ve hassasiyetini bilirsek korkmayız. Eğer Kendinizden eminseniz Korkmazsınız.

Milli Eğitim Bakanı bir açıklama yaptı eğitim fakültelerine giriş artık zor olacak dedi. Eğitim fakültelerindeki öğrenci profili daha nitelikli kılmak için girişler çok zor duruma getiriyoruz dedi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın bakanımızın o sözünü gayet iyi buluyorum ve destekliyorum. Bu konuda kendisine teşekkür etmek lazım esasında. Çünkü Sayın bakanımız da eğitim içerisinde yetişmiş bir insan. Eğitimin ne demek olduğunu hangi şartlar altında yapılabileceği O da çok iyi bilir. Hakikaten de öyledir şimdi eğitim fakültesi mezunu öğretmen olacak bu iş hafife alınır bir iş değil öğretmen eğitim verecek eğitim işi hafife alınır bir iş değil.Bu iş en üst düzeyde öğrencilere Hatta 20 binin altında talip olması lazım eğitim fakülteleri. Bugün Tıp fakültelerinin mesela alternatifi yok. Belki öğrenci matematik okumak istiyor ama okuyacağı öyle bir matematik yok Türkiye’de 2 tane matematik var birisi Eğitim Fakültesi birisi Fen Fakültesi. Eğitim fakültelerinin öğrencilerine bu güne kadar demişiz ki kardeşim sen öğretmen olacaksın çok fazla matematik bilmene gerek yok. Onlarda, bu şekil ile matematikçi olamıyor. Fen fakültesi öğrencisi de ya öğrenci almıyor ya da alsa bile 300 bininci sıradan ya da 250 bininci sıradan öğrencileri alıyor. Bu öğrencilerle de matematik yapma şansınız yok. O zaman Matematiği kim öğretecek kardeşim? Biz bu sirkülasyon nasıl sağlayacağız? Bugün fizik kimya bitmiş vaziyette. Yarın okutmak için öğrenci bulsak bu sefer Hoca bulamayacağız.Eğitim fakültelerine de tekrar dönersek yüksek puanlı öğrencilere yönelmesi gerekir diye düşünüyorum. İyi bir eğitimle hem bilimsel anlamda hem sosyal anlamda hem kültürel anlamda hem Vatanhassasiyeti anlamında çocuklarıciddi yetiştirmek lazım.

Matematik eğitiminin gelişmesi için neler yapabiliriz?

Eğitim Fakültesi öğrencileri %90 öğretmen olacak. Fen Fakültesi öğrencileri de çok güçlü yetişemediği için matematikçi yetiştirmekte sıkıntımız var. Şahsen Önerim şudur, çoğu ülkede de biz bunu görüyoruz matematik Fakültesi. Bir matematik Fakültesi kurulmuş ya da Matematik bilimleri Okulu, matematik fizik bilimleri Okulu, matematik Enstitüsü... Şimdi eğer biz de bir matematik Fakültesi kurmuş olsak. Mesela düşünün ki bu fakülte matematik Fakültesi. Biz her sınıfta matematik yapıyoruz. Birinde cebir yapılıyor, birinde geometri yapılıyor, birinde tartışma var falan filan. Her şey matematik üzerine. Şimdi biz mevcut fakültelerin haricinde bir matematik Fakültesi ya da Matematik bilimleri Okulu kurarsak ve bu okul öğrencilerini de ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda ilk 5000 ya da 10 binde alırsanız ve bu fakültelerde de Türkiye’de çok mükemmel hocalarımız var matematik adına çok ciddi hocalarımız var. Onlar Bu çocuklara yardımcı olacak bu çocukları yetiştirecekler. Bu çocuklar matematik Fakültesi okuyacak ve bu çocukların matematik fakülteleri de çok sayıda kurulmayacak. Belli merkezlerde hatta İstanbul’a kurmayın daha sakin yerlerde kurun. Efendim büyükşehirlerin hengâmesinden kurtulsun Rahat sakin bir ortamda matematik yapılsın ve bu çocukların gelecek diye bir problemi olmasın. Şimdi biz bu çocuklarla matematik çalışırsak, yüksek lisans doktora da yine aynı şekilde yolunu açacağız. Böyle bir oluşum yapılırsa Çok geçmez diye düşünüyorum Biz 5 10 yılda matematikte bilimsel patlama yaparız. Çok ciddi teoriler geliştirir bizim çocuklarımız. Adımlar atabileceği ne Ben inanıyorum çünkü matematikte adım attırmak bu yüz yılda bir efendim. Çok güçlü bir matematikçi gelir Allah ona nasip etmiştir Bu bilim insanı bir türlü kurmuştur 1 yüzyıl biz onun kurduğu teoride faydalanmaya çalışırız. Böyle bir okulumuz olduğu zaman bizim dışarıya gönderip yüksek lisans doktora yapması istediğimiz kişileri de artık dışarıya göndermeye gerek yok. Çünkü biz bu fakültede yaptırırız. Yüksek lisans için doktora için dışarıya gönderdiniz bir kişi eski parayla 1 trilyon Yeni parayla bir milyona yakın para harcanıyor. Bunlar çok büyük paralar, çok büyük bütçeler bu paraları biz bu fakültelere aktarırız. Bu fakülteler yetiştirsin bu çocukları. Ve bizim için gitti gidiyordediğimiz matematik Belki de dünyada bir numaralı hale gelecektir. Mesela Türk Dili açısından da çok büyük önemi var matematiği Türk dili literatürü ileyazılması açısından. Çünkü mesela Avrupa Amerika İngiltere Almanya Fransa neyse bunlar ciddi anlamda bilim üretiyorlar. Ürettikleri bilimi hali ile yeni bir teori kurulursa yeni bir tanımlama gerekirse Türkçe yapacak halleri yok kendi dilleriyle yapar. Biz onların ürettikleri bilimi alıp okumak isterse Ayrıca onların dilinide öğrenmek zorunda kalıyoruz. Ona da ticari anlamda para harcıyoruz mesela dil öğrenmek için çeviri için. Çeviri dediniz de bakın, şunu biliyorum matematikçi olduğum için İngilizceden Türkçeye çevrilmiş bir sürü kitaplar ama aksini hiç görmedim Varsa da bilmiyorum. Şimdi çok ciddi kitaplar yazılmış esasında. Ama okutabilmek içinde İngilizce bilmek lazım. Çevireceğiz artık. Mesela çeviri yaparken hata yaptık. Eğer o hatanın farkında değilsek öğrenciye hatalı öğreteceğiz. Şimdi aslında yazmak lazım. Matematikte yazmak niye önemli biliyor musunuz? İster çeviri olsun ister başkasının kitabını kullanın. Her şeyi suçu da günahı da o kitabı yüklüyorsunuz. İyi kötü yazıp çekip gidiyorsunuz ama kendiniz kitap yazarken hep ayrıntıya dikkat etmek istiyorsunuz. Şimdi ben bir şey yazarken hep iki kişiyi karşıma alırım. Bir öğrencim Bir de bu işi çok iyi bilen bir insan iyi bir matematikçi. Ben buraya bir tanıma ya da bir teorimi yazarken, ispatlarken öğrencime bakarım, karşımda duruyor, öğrencim bunu anlar mı? Anlar diyebiliyorsam öyle Yazarım. Yok, anlamaz dersem biraz açıyorum. 5 satırda değil de 10 satırda bitiriyorum yani. Aynı şeyi çok iyi bilen kişi açısından düşünüyorum. O buna ne der? Çok mu basit aldığımı söyler ya da iyi ifade edemediğimi mi der. Karşımda Hep onun gözüne bakarım kendileri yok ama hayalleri var. Yazarken de ayrıntıyı öğreniyorsunuz yani matematik kültürünü öğreniyorsunuz. Matematik bilmek başka bir şey, makale yazmak başka bir şey, kültürün öğrenmek başka bir şey. Matematikte bir alanda çok iyisinizdir O alanda çatır çatır makale yazarsınız. Ama genel matematik kültürüne, ayrıntısına, noktasınahâkim olmak başka bir şey. Bir de şu Endişe ile biz kitap yazmayalım, yani çok kişi bir araya gelip: Şu kitabı yazalım da üniversitelerde hemen okutalım. Bu tip kaygıları bir tarafa atmak lazım. Emek vererek varsın bir yılda Bitmesin 2 yılda bitsin Ama ciddi Bir literatür kazansın ülkemiz. Ağırlıklı bir matematik kitabı kazansın ülkemiz. Buna ihtiyacımız var Matematik kültürün oluşması anlamında. Ürettiklerimizi saklamak gizlemek yerine Cömert olmak lazım paylaşmak lazım. Bilimde kıskançlık olur mu? Yazma işini de ben önemsiyorum ayrıntıyı kültürü öğrenmek adına. Hem çocuklarımıza sahip çıkmak adına mecburuz, hem bilim yapma adına mecburuz, hem ülkemizi geliştirmek adına mecburuz, hem ilelebet yeşil bilmemiz için mecburuz, ülkemizin yükselmesi yücelmesi için mecburuz. Mecburuz da mecburuz.

Apsistek

Vizetek

 

ISSN: 2687-3575

İletişim

Email: apsistekdergi@gmail.com

0312 482 00 11

0544 482 0017

Harbiye Mah. Hürriyet Cadd. 56/A Çankaya/ANKARA