Yönetici Söyleşileri

Prof. Dr. Emine Ertkin ile Söyleşi

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı

Prof. Dr. Emine Ertkin ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi


Okuyucularımıza kendinizden bahseder misiniz?

Lisansım Boğaziçi Üniversitesi’nde Matematik Bölümünde başladı. Bizim zamanımızda eğitim fakülteleri yoktu bu yüzden bölümde okurken öğretmenlik sertifikası almanız gerekirdi bende öyle yaptım. Bölümde okurken aynı zamanda öğretmenlik için gerekli dersleri de alarak öğretmen olmaya hak kazandım. Bu arada matematik benim çok başarılı olduğum çok kolay yaptığım bir bölüm olduğu için değil çok sevdiğim için okumayı tercih ettiğim bir bölümdür. Benim matematik ile kurduğum ilişki, öğrenirken öğretme duygusudur. Kendime şu soruyu sordum nasıl olurda matematiği korkulan bir alan olmaktan çıkarırım böylece matematik eğitimim başladı.

Matematik eğitimi ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Dünyada bir standart varmı varsa Türkiye bunun neresinde?

Dünyada bir standart olduğunu düşünmüyorum ama matematik eğitimi bir bilim alanı olarak başka bir durumda. Ben mesleğe başladıktan hemen sonra eğitim fakülteleri açıldı. Matematikçiler ve eğitimciler arasındaki çekişme o zaman başlamıştı. Matematikçiler “bilen öğretir” diyordu. Halbuki çok iyi bilen ve öğretme yetenekleri olan, iletişim becerileri olan öğretmenlerde çok güzel anlatabilir. Elbette eğitim vermek için matematiği çok iyi bilmek gerekiyor ama bununla beraber pedagojik alan bilgisi de gerekli. Bizim ülkemizde sağlam bir matematik ve fen eğitimi geleneği olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyetin başından beri gelinen süreçte dünyadan çokta aşağı kalır bir yanı olduğunu düşünmüyorum. Tabi burada eğitim sıralamasında Türkiye neden aşağı sıralarda diye sorulabilir. Böyle bir durum var ama bunun tek sebebi eğitim değil nüfus. Bu durum nüfusla da çok ilgilidir. Bizim 1. Ve 2. Sınıf öğrencilerinin toplam sayısı bazı İskandinav ülkelerin nüfusu kadar. Sayılar bu kadar çok olunca niteliği tutturmak çok kolay değil ama bizim ülke olarak eğitim birikimimizin kötü olmadığını düşünüyorum.

Ülkemizde en korkulan ders matematik olmasının nedeni nedir?

Ben uzun yıllar matematik korkusu üzerine araştırmalar yaptım. Matematikten korkmamak mümkün değil çünkü zor. Aslında bu bir korku değil kaygıdır bir anlamda sınav kaygısına benzer ve bu kaygılanma durumu yalnızca bizim ülkemizde değil neredeyse tüm ülkelerde var. Tabi burada öğretmenlerimize de bazı görevler düşüyor, çocukları korkutmamak hatta öğrenciye kendisini rahat hissettirip yüreklendirmesi gerekir. 

Dil ve matematik arasındaki ilişki nedir?

Dil eğitimi ve matematik arasında güçlü bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Okuduğunu anlama işi bilişsel kavrama işi dil ile ilgilidir. Problem çözmek matematiğin önemli bir bölümüdür ve problemlerde sözel beceri gerektiriyor, Bilişsel becerilerin birbiriyle ilintili olduğunu bildiğim için dil ve matematik arasındaki ilişkiye inanıyorum. Biz eskiden matematiğin ayrı bir bilim dalı olup olmadığını tartışıyorduk. Belki de matematiğe bilim yerine diğer bilim dallarının kullandığı bir araç dersek daha doğru olacak. Hem doğa bilimleri hem sosyal bilimler matematikten ne kadar faydalanırsa ilerleme süreçleri o kadar hızlanır. Aynı zamanda diğer bilimler geliştikçe matematiğe sundukları imkanlarda artıyor. Dolayısıyla tüm alanların birbirinden etkilenmesi ve desteklemesi çok normaldir.

Matematik eğitimi özelinde konuşursak Kadıköy’deki bir okul ile Şavşat’taki bir okula aynı müfredatın uygulanması olumsuz bir sonuç doğururmu?

Matematik eğitimi özelinde konuşursak bir olumsuzluk doğurmaz çünkü matematik eğitimi için sosyal bir ortama ihtiyaç yoktur. Eğer iki okulda veya bölgede gerekli ön bilgi mevcut ise aynı müfredat uygulanmasında bir sakınca yok sonuçta farklı ir matematiğin orası burası diye bir farkı yok, eğer sosyo- ekonomik olarak soruyorsanız zaten bu farkı kapatacak olanda eğitimin kendisidir.

Apsistek

Vizetek

 

ISSN: 2687-3575

İletişim

Email: apsistekdergi@gmail.com

0312 482 00 11

0544 482 0017

Harbiye Mah. Hürriyet Cadd. 56/A Çankaya/ANKARA